İNSAN'A ÇİÇEKLER
Murat Baç
(Flowers for Algernon
kitabının Türkçe çevirisini tanıtım yazısı, Cumhuriyet Kitap, 1995)
"Bilmenin
nereye götüreceğini biliyor muyum?" Hayır. Tek bildiğim o parlak, körleştiren
ışığa doğru düşe kalka gitmekte olduğum. Evet, gitmeliyim. Diğerleri gibi,
benden öncekiler gibi. Bilmeliyim. Yaşayabilmek için çevremi iyi anlamalıyım. Beni kuşatan bu dünyayı denetim
altında tutabilmem ancak onu bilmemle olanaklı. Bilmek uzun ve zorlu bir
serüven (Prometheus ateşi tanrılardan çaldığı
için Kratos tarafından kayaya çakılmıştı:
"Zeus'tan başkası özgür değildir." Faust bilgi ve güç elde etmek karşılığında
ruhunu şeytana satmıştı). Bilgi, en eski atalarımı ezmiş, korkutmuş olan doğayı
altetmenin biricik yolu. Bildiğim şey beni korkutmaz, denetlenebilir bir nesne
olur benim için. Bir Aydınlanma Çağı düşünürünün dile getirdiği gibi, sırlarını
bana teslim edene dek doğayı zorlarım, üstüne giderim. Ben insan. İşte önümde
yol açık. Bilen, bilme isteğiyle dolu olan bu canlıdan hiçbir giz kaçamaz.
Büyüleyen başarılarına alışık olduğum bilim ele aldığı her konuyu inceler, böler,
parçalar ve sonunda anlar. İşte bir zamanlar insanlara anlaşılmaz gelen,
hayranlık ve korkuyla karışık bir saygı uyandıran güneş. Şu anda, merkezindeki
ısıdan kimyasal yapısına kadar pek çok açıdan bildik bir nesne benim için. Beni korkutmuyor. Bir araştırma
konusu, evrendeki "şey"lerden bir şey o da. Anladıkça kendime güvenim artıyor,
bildikçe daha çok insan oluyorum. Evrende bulunan ne varsa benim araştırmam,
incelemem ve bilmemle anlam kazanıyor. İşte bilgi imparatorluğu ve onun
hükümdarı insan. Bilgimin ulaşamayacağı ne olabilir ki?
Peki
ya bilgi bilmeye çalışana yönelirse? Eski Yunan'ın "Kendini bil" sözündeki
bilgelikle değil, bilimin "şey"leri incelerken giydiği beyaz laboratuvar önlüğü
ve kalın camlı gözlüğüyle yönelirse? Bir şeyi eksiksiz anlayabilmek için onun
üzerinde her türlü deneme-yanılmayı soğukkanlı bir nesnellikle yapmak için yola
çıkan, korkunç buluşların etkinliğini çekinmeden doğa üstünde deneyen, "deneme"sinin
günün birinde geri dönülemeyecek bir "yanılma"ya dönüşebileceği olasılığı
karşısında kılı kıpırdamayançünkü "şey"lerin inceleme nesnesi olma dışında
varlık değerlerinin olabileceği düşüncesini kafası almayanbilimi kullanarak
yönelirse?
Başka
bir gözle: Bilgi bilmeye çalışana yönelirse? Yani insan o bildik trajediyi yeni
kostümlerle yeniden sahneye koyarsa? Yani bilginin hem öznesi hem de nesnesi
olmayı, hem âşık hem mâşuk olma oyununu, çağdaş bilimin kendisine sağladığı
gereçleri sonuna kadar kullanarak gerçekleştirmeye kalkışırsa? Sanat, din ve
felsefe ne kadar insanın yaratısıysa bilimin de insan varoluşunun bir ürünü
olduğunun bilinciyle, onun insanı insan yapmadaki büyük payını yadsımadan ve
onun bizi götüreceği yerden, zedeleyeceği yüce değerlerden ürkmeden bu korkunç
ama çekici yola girerse? İnsan bu aynaya bakmak yürekliliğini sonuna kadar
gösterirse?
Algernon'a çiçekler! Hem de yüreğimizin en derinindeki bir yerlerden. Belki
bir gün gelecek insanlar çok çok eski zamanlarda atalarının acemilikler,
aptallıklar yaptıklarını, bir şarkı dinlerken ağladıklarını, tanrı aşkıyla
görkemli tapınaklar ya da ayışığında besteler yaptıklarını öğrenecek ve belki bu
onlara bilişsel açıdan anlamsız ve değersiz gelecek. Bilmenin nereye
götüreceğini bilmiyorum; ancak şuna inanıyorum ki insanın öyküsü tuhaf, acıklı
ve benzersizdi. Bu öyküyü tam anlayamasam da, onun sonunu getiremesem de, onun
sırrının ancak küçük bir parçasına dokunabilsem de ... onun içinde bulundum.
İnsan'a çiçekler.
|
Φ |
|||||
|
||||||
|
||||||
|
phi |